41 KITABA 62 DAVA!
36 MAHKUMIYET 5 BERAAT !!


1957 yilinda, Kayseri ili Sarioglan ilçesi Karaözü köyunde dogdum. Babam ilkokul ögretmenidir. Türküm. IIkokulu Adana da, ortaögrenemi Ankara da ve yüksek ögrenimi de Istanbul da tamamladim. Ekim 1981 tarihinde Istanbu Universitesi Orman Fakültesinden yüksek orman muhendisi olarak mezun oldum. Orman Bakanligi, beni, Nisan 1982 tarihinde Artvin ili Savsat ilçesine tayin etti. Ayni ay içerisinde askerligimi yapmak üzere Ispartanin Egridir ilçesine gittim. Askerligimi herhangi bir problem olmadan, herhangi bir ceza görmeden tamamladim. Agustos 1983 te askerligim bitti. Kasim 1983 tarihinde, Orman Bakanligi tekrar "güvenlik sorusturmasi" yaparak , Eskisehir ili Çatacik Orman isletme Müdürlügü ne tayinimi yapti. Görev yaptigim yer 1600 rakimli bir bölgeydi. Sadece 25-30 kisi bulunuyordu. Kisin kar yagdiginda llçelere inmek bile sorun oluyordu. Evliydim ve yeni dogmus bir kizim vardi. Çalismaya baslamamin üzerinden 15 gün bile geçmeden, bir telsiz emriyle görevden alindim. 1. Ordu ve Sikiyönetim Komutanligi, 4.11.1983 tarihli ve SVL.ISL.7130-343-83/SYNT.1.KS.PER sayili yazisi ile 16.11.1983 tarih ve 1720 sayili olur ile görevime son verdi. Artik "1402" liktim. Binlerce isçi, memur, bilim adami, yazar, yayinci gibi ben de sebebini bilmedigim ve hiçbir zaman ögrenemeyecegim sekilde sokaktaydim. Mahkemeye basvurmak hak aramak yasaklanmisti. Özel isletmelerde çalismam da mümkün degildi. Çünkü, Türkiye de orman mühendisleri ancak devlette çalisabiliyorlar. Ne is yapacagini bilmeyen bir insan olarak, vasifsiz bir insan olarak sokaktaydim artik…. Yillar sonra Mayis 1990 da görevime tekrar iade ettiler ancak arkadaslarim , kimisi isletme müdürü, kimisi isletme müdürü muavini olmuslardi. Ben ise tekrar düz mühendis olarak baslamak durumundaydim. Ve en önemlisi de artik, insanligin en büyük, en degerli özgürlük mücadelesi olan düsünce özgürlügü mücadelesi gibi çok büyük bir mücadelenin içerisindeydim. Bu yüzden istifa ettim. Ancak, bana, neden görevden alindigim ve neden iade edildigim konusunda herhangi bir açiklama yapilmadi.

1984 baslarinda Ankara ya yerlestik. Degisik yerlerde is aramaya basladim. Haziran ayinda eski bir arkadasimla karsilastim. Bir kitap dagitim sirketinde müdürlük yapiyordu ve askere gidecekti. Firmaya yerine beni önerdi. Bu sirkette çalismaya basladim. Sürekli gelecek korkusu ile tedirgin olarak iki yil geçti. 1987 baslarinda patronlar Ankara bürosunu benim almami istediler, çalismamdan memnundular. Ancak, daha sonralari, araya, baska, parasi olan zengin kisiler girdi, ben devreden çikarildim. Halbuki, Ankara bürosunu devralmak için sirketin ortaklari ile ayri bir limitet sirket kurmustuk ve müdürü bendim.

1987 yili baslarindan itibaren yayincilik faaliyetine basladim. Türk devleti, her yayincilik kurulusunu mutlaka örgüt olarak her yayinciyi da militan olarak görmekteydi. 12 Eylül fasist cuntasi bütün agirligiyla kendisini hissettiriyordu. Ankara nin merkezden uzak semtlerinden Dikmen de isyeri kiralayarak ve siir kitaplariyla yayin basladi Yurt Kitap-Yayin. 12 Eylül bütun demokratik sesleri susturmustu. Aradan yillar geçmesine ragmen, henüz yeni yeni bazi dergiler yayinlaniyordu. Onlarin da pesinde sürekli polis dolasiyordu. Polisin bizi de rahatsiz etmeye baslamasi pek uzun zaman almadi.

Agustos 1988 in basi. Yayinevi sarildi. Bircok araba, hamile kadin, yaslilar, gençler… 24 saat yayinevinin etrafinda… Komsular, esnaf tedirgin. Yukarindan asagiya, asagindan yukariya devriye geziyorlar. Sokag in basinda ve sonunda sivil polis barikati var. Göbekliler, kir saçlilar yayinevinin camindan içeri bakiyorlar.

Aksamlari kosuya çikiyorum.. Onlar da pesimden.. Mahelle aralarinda kalabalik bir sekilde kosuyoruz. Esim pazara gidiyor, pesinde polisler….

Kizilay a inmek için dolmusa biniyorum. Solumda sagimda birer polis oturuyor. Önde ve arkada birer araba gidiyor. Kitapçilara giriyorum, etrafi sariyorlar. Yan yana , omuz omuza dolasiyoruz.

Yasli bir polis var, 70 yasini geçkin görünüyor. Karsilastigimizda nereye girecegini sasiriyor. Gözlerimiz kasilastiginda korktugunu anliyorum.

Telefonlarimiz polise bagli. Arada bir, "burasi polis noktasi" diyorlar. Büyük bir sinir savasi var. Bizi almiyorlar. Panige kapilmamazi saglamaya çalisiyorlar. Yayinciligi birakmamizi istiyorlar.

Nihayet 15 gün sonra kusatma kaldirildi. Geceleri tesizlerini sonuna kadar açiyorlardi. Oturdugumuz ev de ayni binadaydi. Polisler geceleri tesizlerini açiyor, mahelleliyi de rahatsiz ediyorlardi. Bizi kusatan polisleri daha sonra bazi dergilerin temsilcelerinin pesinde gördüm….

 

Yayinevini Kizilay a tasidik.

“Iskencede Ölümün Güncesi“ yayinlandi. Ilk baski 5000 adetti.

Nihayet “Yürekleri Safakta Kivilcimlar“i basiyoruz.

Teknik islerle ilgilenen bir ajans sahibi var. iki baskiyi beraber yapalim, diyor. Kitap çok satacak. Biz 5000 düsünüyoruz. Ama gelen öneriyi kabul ediyorum. 7500 lük iki baskiyi beraber yapacagiz. Toplam 15000 basilacak.

Ajans sahibinin devamli çalistigi bir matbaaci var. Renkli resimleri orada basmak istiyor. Kabul ediyorum. Diger baskilar Özkan Matbaasinda sürüyor. Ajans sahibinin çalistigi matbaa sonradan anladigimiza göre zayif karakterli, korkak devlet yanlilariydi.

17 Aralik 1988 gunuydu. Daha baski bitmeden matbaaci baskilardan örnek gönderdigi için matbaa 50 ye yakin polisçe basildi. O sirada biz de matbaadaydik. Makinelerden baskiyi söktüler, kaliplari her seyi aldilar.

 

DGM Savcisi Ülkü Coskun “ben kitap filan anlamam, basani, bastirani, matbaaciyi herkesi alin" diyordu. O gece basin subesindeki bir odada sabahladik. Ertesi günü 1. sube polisleri aldilar bizi. TKP/ML- TIKKO veya THKO luyduk onlara göre. Ortada sanki baskisi yapilan bir kitap yoktu da örgüt çalismasi vardi.

Bu arada matbaadan kamyonla icbaskiyi götürmüsler. Daha kitap haline gelmemisti. Bir yandan da içim pir pir ediyor. Çünkü Yargilayan Savunma da basilmis ayni matbaada duruyor. Ya onu da görürlerse, ona da el koyarlarsa, diye. Bereket görmüyorlar. Içimden tesekkür ediyorum matbaaciya.

Hucre küçük bir yer. Penceresi kapali. Ara sira gelip bir seyler soruyorlar. Matbaaciyla, ajans sahibiyle benim aramda örgüt iliskisi ariyorlar.

Önce matbaaciyi biraktilar. Birkac gun sonra da bizi cikardilar DGM ye. Arif Ökemen diye bir savci. Görevinde yeni. Odaya savci Ülkü Coskun girdi. Ökemen in önune bir dosya koydu.

" Karari aldirdim, gerekeni yaparsin" dedi. Bu arada gereken yapilmisti. Kitaplara el konulmus, kararlar alinmisti. Bu benim ilk toplatilan kitabim….

22 Aralik gunu serbest birakildim. Özkan Matbaasinda bir tedirginlik… Ya benim parami ödemezse diye…. Hesaplastik, ödemesini yaptim. Kimseye borcum yok.

23 Aralik 1988 gunu Iskencede Ölümün Güncesi“ toplatildi. Tecrubemiz yoktu. Butun kitaplarimiz buroydaydi. 27 Aralik 1988 gunu, geldiler, hepsini aldilar. 3500 e yakindi alinan kitaplar. Daha sonraki baskinlarda kitap kapaklari, filmler, çalismalar.. her seyi aldilar. "Yargilayan Savunma" piyasada. Polis haril haril çalisiyor. Kitabi derleyen Avukat Ibrahim Açan tutuklandi. 70 yasindaydi.

Haziran 1989. "Adressiz Sorgular" yayinlandi. Ekim ayinin ilk günü gelip beni aldilar. Siyasi sube de hücrede kaldim. 3 gün sonra savciya çikarip biraktilar. 5.10.1989 günü tekrar geldiler. Bu bir baskindi. Diger gelislerinden biraz daha farkli gelmislerdi. Önceki gözaltilarda büroda, evimde arama yapiyorlardi ama, bu defa, yayinevindeki her seyi döktüler ortaya. Silahli gelmislerdi. Örgüt operasyonu yapiyorlar. Her yer didik didik araniyor. En ücra kösede bir seyler ariyorlar. Yayinevine gelenleri karsiliyorlar. Kimliklerini alip sube yi ariyorlar. Sonra oturtuyorlar. Esimin de kimligini aldilar. Geçmiste yatmisti. Hala araniyor görünüyormus. Sube de betonun üzerindeyiz. Bir kagit getirdiler. “Yasa disi faliyetlerde bulunmak“ tan gözaltindaymisim. "Ben yayinciyim, yasa disi hiçbir faaliyetim yoktur. Bu kagidi imzalamiyorum“ dedim. Gidip-geliyorlar. “Imzadan imtina ediyorum“ yazdim. Kalabalik bir polis grubunun oldugu bir odaya aldilar beni. Kitabi kimin getirdigini soruyorlardi. Adressiz Sorgular in derleyeni Yasar Ayasli Antep cezaevinde hükümlü olarak yatiyordu. Avukatinin getirdigini söyledim. Avukatin örgüt üyesi oldugunu söylememi istiyorlardi. Reddettim. Yayinci oldugumu, özgürlüge inandigimi, hiçbir kitapta suç olmadigini belirttim. Hakaret etmeye basladilar. Ben de sorularina cevap vermemeye basladim. Susuyordum. Baslarindaki "göturun soyun" dedi. Baska bir odaya götürdüler. "Soyun" dediler. Iskenceye hazirdim. Aski, elektrik, dayak.. her seye hazirdim. Tekrar "Soyun" demelerin firsat vermeden uzerimdekileri çikarmaya basladim. Gözlerimde çift bag vardi. Kilot dahil çikarmistim. Çirilçiplaktim. Asagilamak için yapiyorlardi. Polisler, “iste kursun yarasi“ diye vucudumda iz ariyordu. “Konus“ diyorlardi. Vücudumda en küçük bir iz olmadigini biliyordum. Hareketlerimi ölçüyorlardi. Korku belirtisi ariyorlardi. Bir müddet sonra, ben artik iskence basliyor hissine iyice kendimi alistirdigimda "giyin" dediler. Tekrar yan odaya götürdüler. Nasihata basladilar. Ben de onlara basin özgürlügünün evrensel kurallarini anlattim. Onlar, örgütlerden, bense özgürlükten söz ediyordum. Tekrar hücreye götürdüler. 9.10.1989 günü tekrar savciya çikardilar. Savci, kitabi okumadan bastigim konusunda beni oyuna getirmeye çalisti. Ben de, “kitabi okudum. Suç isleme gibi bir kastim yoktur. Siz kitap yargilayacaginiza, kitapa anlatilan iskencecileri yargilayin“ dedim. “Konusma“ dedi, "sen hep böyle kitaplar yayinliyorsun" dedi. Uzun bir sessizlik oldu. “Çik disari“ dedi bana. Serbest birakmisti, beni getiren polislere ise, "ne yapayim, adam yayinci, hapis cezasi yok, tutuklayamam" demisti. Yainevindeki kitaplari saymislardi. Bizi ortadan kaldiracaklarini düsünüyorlardi… Halbuki. Adressiz Sorgular kitabi, 22.3.1990 tarihinde beraat etti. Kitabi incelemek için gönderdikleri bilirkisler, yasalara göre herhangi bir suç olusmadigini bildirmislerdi mahkemeye… Ben bir kitapla ilgili iki kere gözaltina alinmistim ve yillarca kitap satista degildi. Bana herhangi bir tazminat vermediler.

 

ISMAIL BESIKÇI`NIN BÜTÜN ESERLERI YAYINLANIYOR

Durusmalara gidis geliste, sik sik Dr. Ismail Besikçi ile karsilasiyordum. O da, benim gibi, ifade vermeye, durusmalara gidip geliyordu. Saygim çok büyüktü. Gördügümde hemen yanina gidip halini hatirini soruyordum. 1991 de yeni tanistik sayilabilir. Kitaplarini basmak istedigimizi söyledim. Nisan 1991 de 141-142. Madde kaldirilmisti. Ancak, savcilar, 141-142 maddelerden yargilanmis kitaplarin tekrar dagitilamayacagini, Terörle Mücadele Yasasi na göre tekrar dava konusu yapilacagini söylemislerdi.

Besikçi kitaplarinin yayinlanmasi ve benim basima gelenler baslibasina inceleme konusudur. Agirlikli olarak Besikçi kitaplari olmak üzere, Ocak 1989 dan bugüne, 37 kitabim hakkinda sorusturma açilmistir. Bu kitaplar hakkinda 62 dava açilmistir. Davalar sonucunda simdilik, 36 kitabim hakkinda mahkümiyet karari verilmistir. 5 kitabim da yargilamalar sonucunda beraat etmistir. Mahküm olan kitaplarimin 29 adedinin Dr. Ismail Besikçi ye ait oldugunu ve bunlardan 10 tanesinin geçmiste yargilama konusu yapildigini ve beraat ettigini belirtmeliyim. Sonuçlanan davalardan Dr. Ismail Besikçi hakkinda verilen mahkumiyetler yüzlerce yili bulmustur. Para cezalari ise onlarca milyar liradir. Besikçi hakkinda açilan dava sayisi ise 104 ü bulmustur. Benimle ilgili verilen para ve hapis cezalarinin toplami, para cezalari ödenmedigi için hapse çevrildiginden 50 yili geçmektedir.

KARSILASTIGIM ZORLUKLAR

Herhangi bir kitap toplatildiginda, öncelikle polis yayinevine gelip kitaplari aliyor. Daha sonra, beni subeye götürüyor. En son olarak da savciya gidiyorum. Yani mahkeme asamasina kadar, üç defa devletle yüz yüze geliyorum. 62 dava olduguna göre, 186 kez devletle karsilasiyorum demektir. Mahkemeye dava açildiktan sonra, her davayi 4 celse üzerinden degerlendirirsek, 248 kez de bu sekilde devletle karsilasiyorum demektir. En asgari sartlarda, 62 davada, 434 kez devletle karsilasiyorum demektir. Dünyada böyle bir örnek var midir acaba?

Ben bir yayinciyim. Elime kalem aldigim zaman kolay kolay yazi yazamiyorum. Böyle bir yetenegim oldugu söylenemez. Mecbur kalirsam, üzerinde uzun uzun düsünerek, defalarca düzelterek yazi yazabiliyorum. Kitaplarimin durusmalarinda, mahkemeye iki kez dilekçe vermem gerekiyor. Önce, sorgu dilekçesi veriyorum, sonra savunma dilekçesi veriyorum. 62 davada, 124 dilekçe vermem gerekiyor. Hepsine yetismem olanaksiz oluyor. Bu anlamda, bazi davalarda, dosyaya savunma koyamiyorum. Mahkeme bildigi gibi hakkimda ceza yagdirabiliyor. Tüm dosyalara dilekçe verdigimi ve yazi yazma konusundaki kabiliyetsizligimi degerlendirerek bir sonuca varacak olursak, söyle bir tablo ortaya çikiyor. Her dilekce için, arastirma-inceleme ve düsünme süresini 5 gün diye düsünecek olursak, 620 gün sirf delekçelerle ugrasmam gerekiyor. 434 kez de polis, savci, mahkeme süreci olduguna göre, 1054 günüm bu sekilde geçmis oluyor. Dr. Ismail Besikçi nin 104 davasi var. Bu davalarin her asamasina da birlikte gidiyoruz. “Bos zamanlarimda“ ise yayincilik yapiyorum. Gözaltinda geçirdigim günleri de saymiyorum.

. Devletle karsilasmak, mekanik bir sekilde olmuyor elbette. Telsizlerle yayinevine geliyorlar. Her gün, iki günde bir, üç günde bir geliyorlar. Kitaplari topluyorlar. Heyecan, tedirginlik, sürekli dikkat kesilmek gibi ruh hali içinde bulunuyoruz. Subeye götürdüklerinde baska heyecanlar da katiliyor. Iskence yaparlar mi, baska yöntemler uygularlar mi?… Savciya çikiyorsunuz, yeni bir heyecan dalgasi geliyor. Günler büyük stres içinde geçiyor. Eve gidis ayri bir heyecan olusturuyor. Çünkü, evin kapisinda mutlak bir kagit buluyoruz. Kagitta genellikle söyle seyler yaziyor: “Evde bulunamadiginizdan, Devlet Güvenlik Mahkemesinden gönderilen kagit muhtara birakilmistir.“ Muhtara gitmen gerekiyor. Aldigim zarfta ya iddianame, ya para ödeme emri, ya da mahkeme davetiyesi çikiyor. Tabi ki bu uygulama komsularimin gözleri önünde oluyor. Komsularim bizi "suclu" olarak degerlendirebilirler.

Hava karardiktan sonra, kapimin her çalinisinda ayri bir heyecan yasiyorum. Acaba kontrgerilla mi? Kim olabilir? Tanimadigim olursa açmiyorum, kapinin arkasinda da durmuyorum. Çünkü, ates edebilirler. Sabaha kadar telefon sesi, kapi zili sesi dinliyoruz. Çünkü, diger örneklerde, önce telefon ediyorlar, aradan kisa bir süre geçtiginde de kapiya dayaninyorlar. Gece yanlislikla bile olsa telefon çalsa ve kapansa, o gün rahat uyumak mumkun olmuyor.

Gündüz yayinevine de çok gelen olmuyor. Bir keresinde bir gazeteci arkadas; gelmisti. Bir süre sonra kapi zili çaldi. Arkadasim irkildi, gözlerinde korkuyu gördüm. Halbuki gelen bir baska arkadasimdi. Gazeteci arkadas "kapi zilini degistirin, çok sesi çikiyor" diyordu. Daha sonra ise, “yalniz kaldiginda korkmuyor musun?“ dedi bana. söyleyince urperdim….

Hiç tiyatroya, sinemaya, konsere gidemiyoruz. Hem zaman yok, hem stres içindeyiz, hem de hava kararmadan eve ulasmak istiyoruz. Bu kadar problem arasinda entelektüel seviyemi güclendirecek, arttiracak yayin okuyamiyorum. Halbuki, klasik müzik konserine gitmek isterim. Örnegin Vivaldi nin Mevsimler in i gönül rahatligiyla dinlemek isterim. Olmuyor. Tek yanli okumak zorundayim. Elimin altindaki “basyapitlar“. Turk Ceza Kanunu, Turk Basin Kanunu, Anayasa, Terörle Mucadele Yasasi vb. Gibi kanunlar, yasalar. Halbuki, sanat edebiyat degilerini, sairleri, dünyada yeni çikan eserleri, bilim adamlarini izlemek isterim, öykü okumak isterim. Hayatimda büyük bir kirikligin, kesikligin oldugu söylenebilir. Bir kitap okumaya basliyorum, bir müddet sonra hissediyorum ki, devlet güvenlik mahkemesinin iddianamesini düsünmekteyim…

d. En son kitabi Kasim 1994 tarihinde çikartmisiz. 1993 Kasimindan 1994 Kasimina kadar da 5 kitap yayinlamisiz, 4 tanesi toplatilmis ve mahkum edilmis. O günden bugüne hiç kitap yayinlamamisiz. Yayinladigimiz kitaplarin tanitimlarini da gazetelerde yapamamisiz. Söyle kaba bir hesap yapilabilir.

Bugune kadar 36 kitabim mahküm olmus. Özgür bir ortam olsa, her kitabim rahatlikla asgari 25.000 satabilir. Ortalama 500.000 liradan satisi gerçeklesse, 450 milyar liralik is yapabilirim. Kaldi ki, yayinladigim 36 kitap, daha satisa sunulmadan veya yeni sunulurken toplatilmis bulunuyor. Her kitap 200 milyon liraya mal olsa, 7 milyar 200 milyon liralik anda zararim var.

Nerdeyse som bir yildir hiç kitap yayinlayamiyorum. Halbuki, yayinevimde 3 tane bilgisayar var. Yilda en az 50 kitap yayinlayabilirim. Bir baski yapsam, her birinden 5000 adet satsam, 5000.000 lira ortalama fiyatten 125 milyar lirayi buluyor. Bu zarar, sadece 1 yil için böyle. Hayatimin büyük tedirginlik içinde geçtigini, örnegin hiç tatil yapamadigimi, hiçbir sosyal erkinlikten yararlanamadigimi, yayinevimdeki diger kitaplarin tanitimi ve satisi ile ilgilenemedigimi, evimin, büromun kirasini nasil verecegimi düsündügümü… bütün bunlari saymiyorum. Yayinevinde bir tane toplatilmis kitap olsa, nereye saklayacagimi sasiriyorum. Ya birazdan gelirlerse, ya kitabi bulurlarsa, ya onu bahane ederek yayinevini kapatirlarsa…

Eskiden yayinevinde 4-5 kisi çalisirdi. Artik sadece esimle birlikte geliyoruz. Hiç çalisan yok. Çalisanlara verecek paramiz yok. Yakinda tekrar cezaevine gidecegime göre, sadece esim kalacak. Vatandasi bulundugum Türk Devleti, isletmemizi fiilen bitirmis durumda…

e. Bugune kadar Yurt Kitap-Yayin toplam 87 kitap yayinladi. Ancak, belirttigim gibi, bu kitaplarin tanitimini yapamadi. Baskilarina yeterli özeni gösteremedi. Diger yayinevlerinin grafikerleri, düzeltmenleri var. Bizim ise yok. Kitap kapaklarini, grafikten, estetikten anlamayan ben yapiyorum. Çok elesiri aliyorum. Ama yapacak baska bir seyim yok. Yanyinevinin batmaktan oldugunu gören kitaplarini bastigim, ama devlet tarafindan toplatilmamis ve hakkinda herhangi bir dava açilmamis kitaplarin yazarlari, kitaplarini yayinevimden almak istiyorlar. “Baska bir yayinevi bassaydi, kitabim çok satardi, Yurt Kitap-Yayin ilan bile vermedi, kitaba gerekli özeni göstermedi“ diyorlar. Düsünce özgürlügünün insan bilincine tamamen yerlesmedigi ülkemizde, düsünce özgürlügü ugrundaki çabami bu tür yazarlara anlatamiyorum. Anlamazlar. Telif ücretine bakiyorlar. Kitap az sattiginda, tanitimi olmadiginda,telif ücretleri de az oluyor kuskusuz. Yayinevimin dostlari ve destekleyicileri olmasi gereken yazarlari da kaybediyorum.

    f. Degerli çalismalar yapan yazarlar, yeni çalismalarini yayinevime getirdiklerinde, imkansizliklardan söz ederek yayinlamamin mümkün olmadigini anlatiyorum. Bazi yazarlar ise, devletin Yurt Kitap-Yayin a belirli bir bakis açisi var, Yurt Kitap-Yayin da kitabim yayinlanirsa mutlaka toplatilir" düsüncesiyle yeni çalismalarini getirmiyorlar.

    g. Kitap fuarlarina katilmiyorum. Hem, kitaplarimin çogu yasak oldugu için, hem de fuar yöneticilerinin tavilarindan dolayi katilamiyorum. 1992 yili Kasin ayinda, Istanbul da yapilan TUYAP Kitap Fuari na katilmistik. Yasaklanan kitaplari zincire vurarak görülebilecek bir yere asmistik. Düsünceye ve kitaba karsi yapilan yasaklamalari protesto ediyorduk. Polis, bazi yayinevlerinin standlari ile birlikte bizimkini de basti. Hedef bizdik. Zincirli kitaplari aldilar. Esimi de gözaltina almaya çalistilar, ama okurlar protesto ederek buna izin vermedi. TUYAP yöneticileri, 1993 yilinda yapilacak fuara bizim katilmamizi engellemek icin bazi entrikalar cevirdiler. Polisin kitap fuarina gelmesinden rahatsiz oluyorlardi. Fuar yöneticileri Yurt Kitap-Yayin a imzalanmasi için bir belge gönderdiler. Belgede yasakli kitaplarin getirilmemesi gerektigi, getirilirse, standin kapatilacagi ve stand kirasinin da alinacagi yaziliydi. Biz bu utanç belgesini imzalamadik. Fuardan çekildigimizi ilan ettik. Yayin çevrelerinde tepkimiz yanki yaratti ve Istanbul da bir toplanti düzenlendi. Bu toplantida, fuar yöneticisi söyle konusuyordu: “ Arkadaslar, bu meseleyi çok büyüttünüz. Ne olmus ki? Fuara katilan 210 yayinevinden sadece bir yayinevine yazi gönderdik. Onun da yayinevi oldugu belli degil, bir adamin kitaplarini basiyor. Zaten yapacak baska bir seyi de yok. Bir kisi sizin hepinizin huzurunu bozuyor. Buraya propaganda yapmaya geliyorlar. Biz de onlara bir yazi gönderdik, kitap getirmeyeceksiniz dedik. Eger getirirseniz, standi kapatir, girtlaginizi sikar, parayi da çatir catir aliriz dedik“ diyordu. Yönetici benim de toplantiya katildigimi bilmiyordu. Özgürlükten, evrensel kurallardan, kitaplarin degerinden söz ettim. Protesto ettim. Tavrim karsisinda ayni yetkili, Yurt Kitap-Yayin in çok degerli bir yayinevi oldugunu, özgürlük için degerli çabalar içinde bulundugunu. Dr. Ismail Besikçi nin degerli bir bilim adami oldugunu belirtti. Fuardan çekilmememizi, standi bedava verceklerini söyledi. Fuarin diger yayinevleri tarafindan da protesto edileceginden korkuyordu. Fuara katilmayacagimizi bildirdim. Katilmadik. Zagros Yayinlar nin disinda birçok yayinevi bizi desteklediklerini söylemelerine ragmen katildilar. Zagros Yayinlari, fuara katilmadi.

    h. Yayinevinin bulundugu isyeri kira, evimiz de kira. Binbir güçlük ve borçla kiralari ödemeye çalisiyoruz. Devlet bize tesvik vermedigi gibi, her yol ve yöntemi kullanarak engellemeye çalisti. Kisa zaman içinde 62 dava açmak, 36 mahkümiyet vermek ne demek? Türk Devleti, beni hem "terörist" olarak kabul ediyor, hem hayatimin akisini cezaevine dogru yönlendiriyor, hem iflas ettiriyor, hem de agir para cezalari ile, ödeyemeyecegim cezalarla cezalandiriyor. Bu da, bütün dünyanin, uluslararasi kuruluslarin, kamuoyunun gözleri önünde oluyor. Bu durum, çok aci, utanilacak, ayiplanacak bir durumdur.

 

NEDEN YAYINCILIK YAPIYORUM?

Bu kadar baski altinda, bu kadar olumsuzluk altinda neden yayincilik yapiyorum? Diger insanlar gibi, günümü gün etmeye çalisamaz miyim? Veya, bu kadar agir baskilar altindayken yurt disina çikmak isteyemez miyim? Hangi dünya ülkesi benim durumumda olan birisini geri cevirir?

Öncelikle sunu belirtmem gerekir ki, insanligin ileri belgeleri olarak gördügüm BM Evrensel Insan Haklari Bildirisi (1948), Tahran Bildirisi (1993), Amerikan Insan Haklari ve Ödevleri Bildirisi (1948), Avrupa Parlamentosu Temel Haklar ve Özgürlükler Bildirisi (1989), Avrupa Güvenlik ve Isbirligi Belgeleri olan Helsinki Son Senedi (1975), Yeni bir Avrupa için Paris Sarti (1990), AGIK Insan Boyutu Konferansi Moskova Toplantasi Belgesi (1991) Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi (1953) gibi onlarca belgenin altinda vatandasi bulundugum Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin de imzasi vardir. Ben de, bir Fransiz gibi, bir Ingiliz gibi kendimi Batili olarak degerlendiriyorum. Batili olmak demek ise, belirli bir anlayisi ve en basinda da bütün özgürlüklerin temeli olan düsünce özgürlügünü savunmak anlamina gelmektedir. Evrensel hukuk kurrallarina göre davraniyorum ve kendimi hiçbir zaman suçlu hissetmiyorum. Evrensel kurrallarin, hukuk kurrallarinin ve yerlesik hukukun beni koruyacagina inanmak istiyorum. Yurttaslarimin çifte stadarttan uzak, demokratik haklari içlerine sindirmis, demokratik kurumlarin daha da mükemmellesmesini önlerine hedef koymus olarak yasamalari büyük arzumdur. Düsünce özgürlügü ve demokrasi daha ileriye gitmelidir. Bir anlamda, ben, Türk mahkemelerinin verdigi haksiz cezalari Avrupa Insan Haklari Komisyonu na götürerek, devletin de altina imza attigi anlasma ve sözlesmelerin geregini yapmasina yardimci oluyorum. Ulusal sinirlari asan, bütün çagdas insanlik için genel ilke haline gelen demokratik kazanimlar benim ülkemde de yerlesmelidir.

Benim olayimda, evrensel anlasma ve sözlesmelerin ilk incelemede, usül açisindan mahkum edecegi çok açik ihlaller var.

Mahkum olan kitaplarimin 10 kadari, daha önce yargilanmis ve beraat etmis kitaplar. Bu kitaplar, Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi nin 7 Nolu Ek Protokol ün 4/1 maddesin göre bir daha yargilanip cezalandirilamaz. Evrensel hukukun bu ilkesi tarafimdan mahkemelere defalarca bildirilmis, bu yargilamanin Avrupa Insan Haklari Mahkemesi`nde devam edeceg belirtilmistir. Ancak, mahkemeler ve yargitay en küçük bir sekilde endiselerime cevap vermemistir. Usul olarak, agir ihlal vardir. TCK 141-142, maddelerin yürürlükten kaldirilmasinda Türk Devleti`nin yaptigi çok büyük bir hile vardir. 12 Nisan 1991 tarihinde, Terörle Mücadele Yasasi yürürlüge girdi. Bu yasanin 23/C maddesi göre, TCK 140, 141, 142 ve 163 maddeler yürürlükten kaldirildi. Ancak bu maddeler, yani özellikle 141-142, maddeler, Terörle Mücadele Yassin`nin 7. Ve 8, maddelerin binlerce kez agirlastirilarak tekrar kondu. Artik, “düsünce suçlusu“ degil, "terör suclusu" olarak kabul edilmeye baslandik. 142 maddeden yargilanan bir kitap, Terörle Mücadele Yasasin`nin 23/C maddesi 142, maddeyi yürürlükten kaldirdigi için beraat etti. Ancak, beraat etmis kitap tekrar ayni sekilde, hicbir ek yapilmadan yayinlandigi zaman, Terörle Mücadele Yasasin nin 8, maddesine göre yargilanarak mahkum edildi. Dünyada bu kadar büyük bir hile var midir?

  1. Terörle Mucadele Yasasin nin 6, 7, 8, maddelerin son fikralarinda yayincilari yargilayacak herhangi bir kanun maddesi yoktur. Kanun olmamasina ragmen, yayincilar, sanki gazetelerin yazilisleri müdürü gibi kabul edilerek, kiyas yapilarak ceza yoluna gitmislerdir. Türk kanunlarina göre bile verilen cezanin açiklamasi hiçbir yerde yapilmamistir. "Kanunsuz ceza olmaz" ibaresi esas olmsina ragmen, benim olayimda kanunsuz cezalar verilmistir. Bu konunda Devlet Güvenlik Mahkemeleri`ne çok sayida dilekçe verdim. Ama hiçbir açiklama alamadim. Bu da, açik ihlaldir.
  2. Benim, daha önce de Avrupa Insan Haklari Komisyonu na bir basvurum olmustur. Basvurum, 24 mayis 1993 tarihinde Komisyona ulasti ve 22479 numara ile kayidi yapildi. Bu dava incelendigi takdirde bile Türk Devleti`nin beni nasil sindirmeye çalistigi kavranir. Iskencede Ölümun Guncesi kitabi ile ilgilidir basvurum, Kitabin yazari Nihat Behram yurt disinda yasadigi için, önce, onun dosyasini ayirdilar. Ayni kitapla ilgili iki ayri yargilama yaptilar. Dosyanin birinde ben TCK 312, maddesine göre yagilandim ve mahkum edildim. Daha sonra diger dosyada yazar Nihat Berham yargilandi ve yine TCK 312, maddeden beraat etti. Böylece ortaya korkunc bir durum cikti. Kitabi yazan TCK 312 den beraat etti, kitap beraat etti: kitabi yayinlayan ben TCK 312 den mahkum oldum, kitap mahkum oldu. Siz hiç böyle bir yargilama duydunuz mu? Hem mahkum olmus, hem beraat etmis bir kitap; yazari beraat etmis, yayincisi mahkum olmus bir kitap. Iste, Turk tipi demokrasi" de , "Turk tipi basin özgurlugu"nde olanlar bunlardi. "Suc" olusturmayan bir kitabi yayinladigim için sabikaliyim. Bu dosya, simdi, Insan Haklari Komisyonu`nun gündemindedir.

Vatandasi bulundugum Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hayatimin yönünü degistirdi. Ticaret yapmami engelledi. Aldigim cezalari kabul edemiyorum. Bana açiklamasini yapamiyorlar, kimseye yapamazlar. Beraat etmis bir kitap tekrar yargilanir mi? Kanunsuz ceza olur mu?

CEZAEVI: ÖZGÜRLÜGE GIDEN YOL

22 Kasim 1994 tarihinde, yayinladigim kitaplardan dolayi Ankara Merkez Kapali Cezaevine konuldum. Hakkimda verilen mahkumiyet cezalari, kisa sürede çogaldi. Avrupali`larin srarli tutumlarindan dolayi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 8, maddede “degisiklik“ yapti. Bunu da CHP Genel Baskani, Basbakan Yardimcisi ve Disisleri Bakani Deniz Baykal Avrupa`ya pazarladi. “Düsünce özgürlügü saglanmis, insanlar cezaevlerinden çikartilmis“ lardi. Oysa yapilan sadece kucuk bir hiledir. Bu hileyle Avrupalilar kandirildilar. 8, madde eskiden 2 fikradan ibaretti. Birinci fikrada "hangi yöntem, maksat ve düsünceyle olursa olsun“ denerek baslayan cümle, kitap-makale yazanlari, konusanlari cezalandiriyordu. Kürt sorunu üzerine herhangi bir sekilde düsünce üretmek yasakti. Ikinci fikrada ise, gazete sahipleri ve gazetelerin sorumlu müdürleri cezalandiriliyordu. Kanunda yazili olmamasina ragmen, kitap yayincilari, gazetelerin sorumlu müdürü gibi kabul edilerek cezalandiriliyorlardi. 30 Ekim 1995 tarihinde yürülüge giren degisiklikten sonra, 8 madde 4 fikraya çikartildi. Birinci fikradaki "hangi yöntem, maksat ve düsünceyle olursa olsun“ ibaresi çikartildi. Ikinci fikra hiç dokunulmadan aynen korundu, üçüncü fikrada ise, kitap yayincilari, televizyon, radyo gibi çesitli kitle iletisim araçlari sorumlulari ceza altina alindi. 4 fikrada cezalarin üçte birden yari oranina kadar artirilmasi düzenlendi. Iyilestirme, sadece 1 fikrada yer alan 2-5 yillik agir hapis cezasinin 1-3 yil hapse indirilmesidir. Bu senaryo ile Avrupalilar susturuldular. 30 Ekim 1995 tarihinden sonra ise, cezaevlerindeki mahkumlar için yeni bir zulüm çarki isletilmeye baslandi. Örnegin Dr. Ismail Besikçi hakkinda 105 dava var, benim hakkimda 62 dava var. Tekrar kelepçeler takilarak hemen her gün mahkemelere götürüldük. Yargilamalar yeniden yapilmaya baslandi. Örnegin, bir kitapla ilgili, yazar açisindan durusma su sekilde yapildi:

Hakim: 8 maddede degisiklik yapildi, ne diyorsunuz?

Sanik: Düsünce suç olmaktan çikartilmamistir. Yine "terörist" olarak yargilanmaktayiz. Ancak, birinci fikrada yer alan “hangi yöntem, maksat ve düsünceyle olursa olsun" ibaresi çikartilmistir. "suc" un tarifi degismistir. Bu davanin düsmesi gerekir.

Hakim: Sana daha önce 2 yil agir hapis, 250 milyon lira agir para cezasi veriyorduk. Bu cezayi 1 yil hapis ve 250 milyon lira agir para cezasi ile degistiriyoruz. Yargitay yolun aciktir, buyur cik.

Durusma, yayinci açisindan da su sekilde gerçeklesti:

Hakim: 8, maddede degisiklik yapildi, ne diyorsun?

Sanik: Düsünce suç olmaktan çikartilmamistir. Yine "terörist" olarak yargilanmaktayiz. Ancak birinci fikrada yer alan “hangi yöntem, maksat ve düsünceyle olursa olsun“ ibaresi çikartilmistir. "suc" un tarifi degismistir. Bu davanin düsmesi gerekir. Ayrica, eski 8 in ve yeni 8 in 2 fikralari tamamen aynidir. Bu fikralar gazetelerin sahipleri ve sorumlu müdürleri için geçerlidir. Yayinciyi ilgilendiren düzenleme yeni 8 in üçüncü fikrasinda yapilmistir ve 30 Ekim 1995 tarihinden itibaren geçerlidir. Benimle ilgili eski davalarin tamaminin düsmesi gerekir.

Hakim: Sana daha önce 6 ay hapis, 50 milyon lira agir para cezasi veriyorduk. Bu cezayi aynen tekrarliyoruz. Ancak 6 ay kisa süreli hürriyeti baglayici ceza oldugu için para cezasina çeviriyoruz. Yargitay yolun açiktir. Buyur çik…

Durusmalar bu sekilde sonuçlandirildi. Birer davalari olanlarin mahkumiyetleri ertelendi. Birden fazla davalari olanlar ise birkaç ayligina disari birakildi. Ben de bunlardan biriyim. Gazetelerin sorumlu müdürü olmadigim halde, sorumlu müdürlere verilen cezalarin aynilari tekrar verildi.

Kuskusuz, tekrarlanan yargilamalar sonucu cezaevlerindeki herkes geçici olarak da olsa birakilmadi. Örnegin Dr. Ismail Besikçi, disari birakilmasi bir tarafa, tekrarlanan yargilamalarda onlarca tutuklama kararlari verildi. Oysa, eskiden görülen davalarda tutuklama kararlari da yoktu. Benimle ilgili de degisik mahkumiyetler verildi. Bazi davalarda az süreli oldugu için paraya çevrilen hapis cezalari, pek çok dosyada aynen hapis cezasi olarak korundu vb….

Bir de para cezalari var. Kürtlerle ilgili kitap yayinlandigi zaman, mahkemeler derhal kitap hakkinda toplatma karari veriyorlar, polis yayinevini basiyor, kitaplari topluyor. Türkiye çapinda bütün kitabevlerine giden polis oralardan da kitaplari topluyor. Yazari ve yayinciyi önce subeye götürüyor, sonra savci ve mahkeme süreci basliyor. Ayrica cezaevine konuluyorsunuz. Çok agir para cezalari veriliyor. Hem kitabinizi yasakliyorlar, satisini engelliyorlar, hem de agir, çok agir para cezalari veriyorlar. Örnegin 3 miliyar lira para cezasi veriyorlar. Bu parayi nereden kazanip vereceksiniz?..

Terörle Mucadele Yasasi`nda yapilan “degisiklik“ ten sonra, hakkimda verilen mahkumiyet kararlari, tekrar, Yargitayca onaylanmaya baslandi. 27 Mayis 1996 tarihinde, infaz savciligindan 2 ay izin aldim. 27 Temmuz 1996 tarihinde 2 ay daha izin aldim. 26 Eylül 1996 tarihinde Ankara Merkez Kapali Cezaevindeki 5, kogusun girisindeki ranzama döndüm. Dr Ismail Besikçi ranzasinda degildi. O, daha önceden, önce Metris Cezaevine, daha sonra da Bursa Özel Tip Cezaevine nakledilmisti.

Hapis cezam 19 Aralik 1996 tarihinde bitti. Ancak, kesinlesen ve kisa sürede kesinlesecek olan 1 milyar 110 milyon lira agir para cezalarini ödemeyi reddettigimden cezaevinden çikamadim. Gerçi ödeyedcek param da yoktu. 41 kitabi toplatilmis, 62 dava açilmis, 36 kitabi mahkum edilmis bir yayinci nereden bulur verir 1 milyarlik cezayi?

26 Aralik 1996 tarihinde ben de Bursa Özel Tip Cezaevine nakledildim. B Blokta Dr. Ismail Besikçi ile ayni hücrede kalmaya basladik.

Kanunsuz yargilamalarin, düsünceyi ifadeye neden bir de agir para cezasinin verildiginin tartisilmasini istiyordum. Bu tartisma gerçeklesmemistir. Bu tür konulari, Barolar, Hukuk Fakülteleri, akademik çevreler tartisabilirdi. Ancak hiç tartismadilar. Tartisamadilar. Oysa, kanunsuz yapilan yargilamalar bir tarafa, cezaevinde günlügü 10 bin liradan yatiliyordu. Devlet ise cezaevinde yatan her mahkuma , her gün, 165 bin liralik yemek veriyordu. Yani günlügü 10 bin lira uzerinden yatiyordum ama, borçlarimi ödemem mümkün degildi. Çünkü, bu hesaba göre her gün 155 bin lira borçlaniyordum

Turkiye Yayincilar Birligi benim için bir para kampanyasi baslatti. 11 Mart 1997 günü, o güne kadar birikmis 432 milyon 200 bin lira ödenerek cezaevinden çiktim. Para cezalarini ödemedigim için 82 gün kalmistim. Bunun para olarak karsiligi ise 820 bin liraydi. Cezaevinden birakilmadan önce görevliler 115 milyon liralik bir belge imzalattilar. Cezaevindeyken bana verdikleri yemeklerin karsiliklarini daha sonra alacaklarmis.. Kisacasi daha fazla borçlanarak çiktim cezaevinden… Besikçi kaldi hücrede…

Devletin elinden kurtulabilmis degilim. Hala Yargitay da onay bekleyen hapis ve agir para cezalari var. Mahkemelerde süren davalar var. Tekrar cezaevine dönme tehdidi altindayim.

Ben, evrensel kurallara, anlasmalara ve sözlesmelere uyan bir insan olarak üzerime düsen insanlik görevimi yapiyorum. Bir Türk olarak, Kürtlerin haklari konusunda, düsünce özgürlügü konusunda duyarli davraniyorum. Bundan sonrasi, uluslararasi kurumlara, Avrupa insan Haklari Komisyonu na ve Avrupa Insan Haklari Mahkemesine kalmistir. Vatandasi bulundugum Türk Devletinin cezalandirilmasi, aslinda Türkiye de evrensel degerlerin yerlesmesinde önemli bir yardim olacaktir. Türk Devleti nin çagdaslasmasi, evrensel hukuka göre kendi kanunlarini uyarlamasi konusunda çok degerli bir dayanisma olacaktir. Türk Devlettinin çifte standarttan, düsünce yargilamasindan uzaklasmasi, hem devlete , hem de vatandaslarimiza onur kazandiracak, itibar kazandiracaktir.

Insan hak ve özgürlüklerinin uluslarüstü deger kazandigi, bütün insanligin ortak deger yargilari haline geldigi günümüzde, uluslararasi kuruluslarin, yardim örgütlerinin, hukuk örgütlerinin Yurt Kitap-Yayin in agir baski altinda inletilmesine seyici kalmasindan utaniyorum, içime sindiremiyorum.

 

Saygilarlima……

12 Mart 1997

Ünsal Öztürk

Yurt Kitap-Yayin

Mesrutiyet Cad. 11/22

Tel. Fax: 417 35 49 KIZILAY-ANKARA

 

<--- Geriye